13 Eylül 2009 Pazar

ÇOK GÜZEL BİR YAZI: ATATÜRK DİKTATÖR MÜYDÜ?


Atatürk diktatör müydü?
Batı’da Atatürk’e diktatör demek moda haline gelmiştir. Bizde de buna inananlar vardır.

Oysa ilk gençliğinden beri ordunun siyasete karışmamasını savunmuş bir kişidir o.

İttihat Terakki’yle arasının ilk kez açılması da bu tavrından sonra olmuştur. İttihatçılar onu öldürmek için bir fedai göndermişlerdir.

Anadolu’ya geçtikten sonra padişah yaveri kordonlu üniformasını çıkarıp bir sivil olarak siyasete atılması da bunu yeterince kanıtlıyor zaten.

“Tek adam” olduğu zaman yaptığı bir olayı anlatacağım sizlere bugün.

Lütfen günümüzün, hiçbir eleştiriye, hiçbir fikir tartışmasına tahammül edemeyen başkanlarıyla karşılaştırmanızı rica ederek.

***


Atatürk’ün sofrasındayız. Genç bir milletvekili olan Reşit Galip, Milli Eğitim Bakanı’nın uygulamalarını ağır bir dille eleştiriyor.

Atatürk bu üsluptan hoşlanmıyor.

Diyor ki: “Sözünü ettiğiniz bakan aynı zamanda benim hocamdır. Bakan’ın beni yetiştiren kişi olması bir anlam taşımıyor mu?”

Reşit Galip “Hayır” diyor. “Taşımıyor!”

Atatürk “Bu masada hocama ve bir Milli Eğitim Bakanı’na hakaret edilmesine izin veremem” diye söyleniyor.

Masadakiler buz gibi oluyor..

Ama genç milletvekili, “Doğruyu söylemek için sizden izin istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız eleştiririm.

Sizin yaptığınız her şey doğrudur diye bir kural olamaz ki” diye dikleniyor.

Ve hızını alamayıp liderin yaptığı bazı işleri eleştiriyor.

Bunun üzerine masanın tadı tuzu kaçıyor ve Atatürk, öfkeli milletvekilini, “Yoruldunuz. Biraz istirahat etseniz” diye kibarca masadan kalkmaya davet ediyor.

Herkes bu işin yatıştığını düşünürken Reşit Galip yine konuşuyor:

“Burası sizin değil milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak sizin kadar benim de hakkımdır.”

Derin sessizlik içinde herkes birbirini kuşkuyla süzüyor ve buna Atatürk’ün ne tepki vereceğini merak ediyorlar.

İyice sinirlenmiş olan Atatürk müthiş bir iradeyle kendisine hâkim oluyor ve “Öyleyse biz kalkalım” diyerek masayı terk ediyor.

***


Bu olay 1931 yılının Ağustos ayında Çankaya Köşkü’nde yaşanmıştır.

Birçok tanığın ifadesiyle harfi harfine doğrudur.

Peki bu tartışmadan sonra Atatürk, Reşit Galip’e ne yapmıştır?

Onu tasfiye mi etmiştir, milletvekili listesine mi sokmamıştır?

Hayır, eleştirdiği bakanın yerine Milli Eğitim Bakanı yapmıştır.

***


İşte size iki ibretlik manzara.

Birisi diktatör dedikleri Atatürk.

Ötekiler “demokrat” dedikleri parti liderleri.

Birincisini kıyasıya eleştirebiliyor, yüzüne karşı en ağır eleştirileri yöneltebiliyorsunuz, ötekilerin yanında ağzınızı bile açamıyor “Evet efendimcilik” yapıyorsunuz.

Parti politikalarını eleştirdiğiniz zaman ise olmadık iftiralarla, hakaretlerle karşılaşıyorsunuz.

Çünkü “demokrasiye” geçtik.

Alıntı: Bu yazı Zülfü Livaneli'nin köşesinden alıntıdır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder