29 Eylül 2011 Perşembe

Şahmeran Efsunu

Derler ki zamanın birinde
Meranların Şahı varmış
Bedeni meran,ruhu insan
Dipsiz bir kuyuda yaşarmış.

Bir garip kulmuş Camsab
Sihirli kuyudan bal bulmuş
Ne var ki dost bildikleri
Kuyu başında ,sırtından vurmuş

Efsunlu bir diyara varmış yolu
O ki;Tanrının sevgili kulu
İyilik,güzellik ihsan etmiş
Efsanevi Meran Yurdu

Zaman sular gibi akmış
Camsab vatanına hasret kalmış
Müsade buyurmuş Şahmeran
Ayrılık vakti gelip çatmış

Demiş ;Ey Camsab bana söz ver
İzimi tozumu yellere ver
İnsanoğlu hırslı olur
Sen sen ol,sır verme, ser ver

Dünyasına dönmüş Camsab
Sözünü tutmuş,sırrını öğütmüş
Gün olmuş,devran dönmüş
Ülkenin Sultanı hasta düşmüş

Demişler ki,şifâsı Meran
O Merandan akan efsunlu kan
Yok mu gören,yok mu duyan?
Hükümdarımıza devayı sunan?

Camsab duymuş tüm olanı
Şahmeranın sözünde aklı
Saklıyor gece gibi karanlıkta
Şahmerana verdiği büyük andı

Hüküm veriliyor tüm halka
Tez elden herkes hamamda toplana
Şahmeranı gören varsa,
Bulunur hemen izi,o an vücudunda

Camsab biçare ,kaçışı yok
Verdiği yeminden de dönüşü yok
Dökülürken elbisesi sırtından
Sırrını veren alâmeti çok

Başı insan,kuyruğu yılan
Şahmeranı gören iz taşırmış ondan
Meran pulu giyinmiş vücudu
Ayrılmış insan sıfatından

Tez emir verdi Sultan Veziri
Şahmeran bulunup,huzura getirildi
Camsab yüreğine saplanan okla
O an paramparça idi



Şahmeran'ın kanında şifâ vardı
Ölümü Vezirin elinden olacaktı
Emir verdi o an Camsab'a
Lâkin onun da bir sırrı vardı

Beni sen götür dedi,Sultana
Anlatacağım ilaçtadır şifâ
Boynumu ,bedenimi bölün burada
Suyumu kaynatın için kana kana

İlk tas suyu vezire içir
İkinciyi kendine ayır
Geri kalanı ile de
Sultanın dermanına çare getir

Boynu bükük söz dinledi
Sultanına şifâ verdi
Vezir cezasını buldu
Kalan suyu kendi içti

O gün bugün Lokman Hekim
Suyla gelen büyük ilim
Camsab'ın yazısıymış bu
Şahmerandan kalan gizli bilim

Şahmeran destanı böyle bilinir
Nesilden nesile aktarılır
Sözün özü,sırrını veren
Bir gün gelir canından olur.


*Şahmeran Efsanesine hitaben yazılmıştır.

Serpil Kaya / Antalya
(22.04.2011)


27 Eylül 2011 Salı

MEKTUP

ErikiM,

Bu mektubu yolladığım mektuplarla aynı duygular içinde yazmayacağımı hissediyorum. Gecenin bilmem kaçı. Misafirhane öyle bir sessizlik içinde ki adeta korku filmlerinde sıklıkla karşılaşılan ve insanların yıllarca uğramadığı köşkleri andırıyor. Yüzümün sağına sadece karargahın sarı ışıkları vuruyor. Bu gecelik nöbetimin süresini uzatıyorum.Umurumda değil zaten: uykusuzlukmuş, yorgunlukmuş, yarın telaşıymış. Gecenin bu vaktinde sadece sana yazmak istiyorum.

Geçenlerde misafirhaneden yemek için bölüğün yolunu tuttuğumda fark ettim sivildeki ne çok şeyi-bunların arasında yapmayı çok sevdiğim şeyler de var- unutur gibi olduğumu. Burası insanı bir başka hale getiriyor. Bilmeyen, anlamayan, geçmişi sanki hiç olmamış insanlar olup çıkmışız. Hele ilk günlerde birçoğumuzun kafası şu kocaman nizamiyeden çıkacağımız günü düşlemekten öyle yoruluyordu ki kendimizi, hatta ailemizi düşünmeye fırsat bulamadığımızı birbirimize itiraf ediyorduk.İşte geçen gün, o yolu yürürken tekrar hatırladım; daha ilk günün gecesi başımı yastığa koyduğumda sana sarılacağım anı düşlüyordum. O günlerde sana biraz daha yakınlaştığımı biliyordum, karşıdaki dağın ardındaydın işte. Daha da yanına sokulduğumu, Ankara'ya gideceğimi öğrendiğimdeyse kafamda kurup durduğum resim geldi gözümün önüne: Küçük bir otobüs terminalinde olmalıydık, sana sarılmama ramak kala sol elimde tuttuğum bavul yere usulca düşmeliydi. Ve sımsıkı sarılmak...

Lafı geçince " iki hafta" denir, azımsanır. Saatlerin hatta saniyelerin geçmemesi böyle bir şey olmalıydı. Bütün gece gözüme uyku girmedi. Son anda kötü bir şey olacak, her şey çok sonraya ertelenecek korkusuyla nizamiyeden çıkana dek mücadele ettim. O kalabalık meydanda, o koca binaların önünde Tanrı'ya "heyecan"ı neden yarattın diye soruyordum. Adrenalinin mideyi yakması ve bir insanın yerinde duramaması böyle olacaktı demek. Dakikalar sonra İzmir'in sıkış tepiş otobüslerinde, sabahın kör vakti uzun uzun düşündüğüm "O"nunla karşılaşacaktım.

Bu karşılaşmayı yüzlerce kez tasarladım. Çok defa rüyalarıma girdi. Birçokları için " Ne var ki canım, hiç mi bir insanla buluşmadın" lık bir durumdu bu. Ben de bunu söylüyordum kendime ; ancak kendi kendini olumsuzlayıp " hiç de düşündükleri gibi değil" diye ikna olmak bu oluyordu. Gerçekten diğerlerinin düşündüğü gibi olmayacaktı.

Dile kolay, o iki minik mavi küpeyi hediye paketine sararkenkinden bu yana bir çarpılmanın var olma gününü arzuladım. Bir gün boyunca bu kadar gülümsediğimi hatırlamıyorum, 10 Mart gününe benzer bir rüyayı yaşadığımı da. Ankara ne kadar çekilmezse, gözlerine arada engeller olmadan heyecanla bakmak o kadar güzeldi. Misafirhaneye döndüğümde harikulade olan rüyalarımın sonunu: "hayır olamaz sadece bir rüyaymış" dedirten üzüntüsünü yaşadım. Ama yaşadıklarım buz gibi gerçekti, ellerin sonuna kadar vardılar!

Sonraki gün de burukluk devam etti, söyleyeyim. Boğazımda koca bir düğümle dolaştım. Millete çattım, iki üçüyle dalaştım, bir sinirlilik hali... Bu geceyse burukluğun yerini, İzmir'de yorganı üstüme her çekişimde duyduğum o garip mutluluk aldı. Beni, her zaman yaşamayı arzu ettiğim " sinema filmi tadı" yaşama sürükleyen " güzellik"e sarılmıştım çünkü. "Düşlerimdeki gibi bir kadın"ın kilometrelerce uzakta da olsa var olduğunu ispatlayan o "güzel şey"e sarılmış, nefesini duymuştum.

Erkek meclislerinde çok defa söylenir: "Kadınlar elde ettikleri şeyleri bir süre sonra önemsemezler, bir kenara atarlar: bir kadına onu sevdiğini, ona değer verdiğini asla söylemeyeceksin"diye.

Hepsinin canı cehenneme! Sana deliler gibi aşığım, çok seviyorum seni ben! Cemal Süreya'nın dediği gibi: "Zarları atıyorum"...



ÇILGINLIK HAKKI

henüz bir çılgınlık hakkım var
tanrı, işte bütün kapıları açtı
tohum eken eller
duman tüttüren evler gibi
gerisi bize kaldı


çocukluğum nasıl sessiz geçtiyse
o denli bağırtısız yaşarım gerçeği
gıcırdamaktan utanan kapılar
uyandırmaktan sakınan saatler gibi
henüz bir çılgınlık hakkım var


neyi diliyorsak onu yaşayacağım
belki layık olunmayan bir dibi
kardeleni sunan kar
ölüye yaşamı verir gibi
tanrı, işte bütün kapıları açtı
bize kaldı gerisi


Murat Gil

12 Eylül 2011 Pazartesi

HAYAL BİLGİSİ

"Birkaç ay önce tanışma fırsatı bulduğum bu güzel dergide eserlerimin yayımlanıyor olması beni oldukça gururlandırdı. Sizler de HayalBilgisi'ni takip etmelisiniz."

İşte yeni sayı içeriği!!!



Hayal Bilgisi’nin 5. Sayısı Kitapçılarda...



Fotoğraflarıyla Hayal Bilgisi’ni güzelleştiren Neslihan Öncel Murat’a ve Emine Köseoğlu’na teşekkür ediyoruz.Hayal Bilgisi, 5. sayısı ile bir dizi değişikliğe uğradı. Bunlardan en önemlisi, sayfa sayısının 32’den 72’ye çıkmış olması. Böylelikle, iki aylık bir süre için okurlarımıza daha fazla eser ulaştırmış olduk. Yazı ve görselleriyle dergiye katkıda bulunan dostlarımızın sayısı bir hayli arttı.

Derginin editör ekibinin yayına hazırladığı birçok sayfa, bu sayıdan itibaren tüm sayılarımızda yer alacak. Bunlardan biri, Mevzuubahis sayfası… Bu sayfada, her ay, sosyal paylaşım sitelerindeki takipçilerimize yönelttiğimiz bir soruya internet üzerinden almış olduğumuz cevaplardan oluşturduğumuz seçkiyi yayınlıyoruz. Bu sayıdaki sorumuz, Facebook’un edebiyat üzerindeki etkisi idi… Mesut Gül’ün konu ile ilgili kısa hikâyesini okumanızı da ayrıca tavsiye ediyoruz. Bir portre, okunası kitaplar, izlenesi programlar, takip edilesi siteler, Hayal Bilgisi okuma listesi, edebiyat sözlüğü editör ekibimizin hazırladığı sayfalardan birkaçı…


Şiir çevirileri ile uzun süredir dergimizde yer alan Nihan Işıker, bu sayımızda bambaşka bir güzellik yaparak, okurlarımıza bir şiir bahçesi sundu. Üç şairin üç şiirini çevirerek sayfalarımıza taşıyan Işıker’e teşekkür ediyor ve bu şiirleri okumanızı da tavsiye ediyoruz. Müzeyyen Çelik, öykü serisine Resim Defteri ile devam ediyor. Çelik, her sayıda, çıtayı biraz daha yukarıya taşıyor ve bambaşka konularda, bambaşka üsluplar ile ortaya koyduğu çalışmaları ile Hayal Bilgisi’ni güzelleştiriyor.

Fecri Yağızer, Umut Pusat, Hakan Kartal, Bülent Gündoğan, Atilla Yaşrin, , , Hasan Parlak, Emine Köseoğlu, Murat Gil, Ebru M. Kayır ve , dergimizde ilk kez yer alan isimler…

5. sayısı ile yoluna devam eden Hayal Bilgisi, artık edebiyat okurunun kitaplığında yerini alan bir dergi oldu. Bizi destekleyen herkese ve tüm okurlarımıza teşekkür ediyoruz. 5. Sayısında Hayal Bilgisi’nin okuruyla buluşturduğu isimler şöyle:

| İnci Erkan Taş | | Cihat Albayrak | Müzeyyen Çelik | Ayşe Ünsal |Hakan Bilge | Şakir Taş | Yelda Karataş | | Mehdi Akan | Fecri Yağızer | | Umut Pusat | Şükran Belen | Hakan Kartal | , Elyad Musevi, Granaz Musevi (Çeviri: Nihan Işıker) | Bülent Gündoğan | Atilla Yaşrin | Mehmet Türkmen | Burcu İçli | (Çeviri: Mehmet Işıker) | Hasan Parlak | Emine Köseoğlu | Murat Gil | Nur Banu Bahçeci | Mesut Gül | Ebru M. Kayır | Zeynep Sağlam |

İlerleyen sayfalarda mutlaka size hitap eden bir yazı ve yazar ile tanışacaksınız.

İyi okumalar.

Gelecek sayıda buluşmak üzere…

[Cihat Albayrak]

Yayın Yönetmeni

editor@hayalbilgisi.org - http://hayalbilgisi.org


stanbul

* Mephisto Kitabevi | İstanbul (İstiklal Caddesi)

* Sahhaflar Kitap Sarayı | D. 24-25-26 | Beyazıt Sahaflar Çarşısı

* Semerkant Kitabevi | İstiklal cad. Süslü saksı sokak no : 5 Beyoğlu

İzmir

* Yakın Kitabevi | Tel: 0232 421 81 69 | Kıbrıs Şehitleri Caddesi No:104/A Alsancak

Ankara

* FORM OFSET & Matbaacılık | Tel: 0312 417 47 50



6 Eylül 2011 Salı

TELEFON VE ÖMER BAYRAMOĞLU

Yine bir Ömer Bayramoğlu şarkısı ve yine ben büyük bir keyif duyarak sizlere buluşturuyorum onun şarkılarını. Ömer Bayramoğlu, sanırım müzik piyasasında adını çok geç duyurabilmiş kendi halinde bir sanatçı. Zararından neresinden dönersek kar diyoruz ve onun güzel besteleriyle buluştuğumuz için şükrediyoruz.

Aslına bakarsanız ben adını bazı albümlerin içeriğinde görüyordum. Son olarak 2005 Hatırla(Yaşar) albümünde Hatırla parçasının altında imzası vardı, hep kendisini merak ediyordum.

Albümü 90'lı yılların ortasında piyasada olsaydı eminim benzer işlere imza atan arkadaşlarının önünde olacaktı Bayramoğlu. Özetle Akdeniz müziği diye adlandırabileceğimiz gitarın o güzel tınısını her şarkıda hissettiğimiz, lirik sözlerle besteleri daha da can yakan bir türün temsilcisi bu değerli sanatçı. 1970 Ankara doğumlu ve 90'larda dinlediğiniz pek çok şarkının ve albümün mutlaka bir yerlerine kendi imzasını atabilmiş bir insan kendisi. Buna rağmen kader onu karşımıza 2008'den sonra "Biz Önemliyiz" gibi harikulade bir albümle çıkardı. Müzik piyasasının "bakkal" şarkılara teslim edildiği şu günlerde birkaç sanatçıyla beraber kulaklarımızın pasını silebilmiştir Ömer Bayramoğlu.

Başta da belirttiğim gibi tek şanssızlığı kaset satışlarının revaçta olduğu yıllarda piyasada kendini gösterememesidir. Onu bilmem ama ben durumdan pek de hoşnutsuz değilim.Kendi adıma herkesin sevgilisi olmuş sanatçılardansa özel kişiler tarafından bilinen daha az popüler sanatçıları kendime yakın hissediyorum.

Şarkılarını bu blogdan hep benim sesimle dinlediniz ve şu sanatçının sesinden dinleyelim artık şarkılarını çekil aradan eeyore diyorsanız :) alın size legal bir link, bol bol dinleyin, albümün tiryakisi olacaksınız...http://www.ttnetmuzik.com.tr/#album-Biz_Onemliyiz-19325



Söz Müzik: Ömer Bayramoğlu Yorum: eeyore




Senin dizinde
Aşkın dilinde
Ne olur bir kez olsun
Aşkıma cevap ver
İçimde bir deniz
İçinde ikimiz
Ne olur bir kez olsun
Aşkıma cevap ver

Canım dersen
Canımda sen
kanımda akmayan anlarda yine sen

Sesin soluğun kesik
Bir şeyler eksik
Yoksa telefon mu kesik aramıyorsun

Havalar karlı kesin
Yollar bağlı kesin
Bu mevsim sen gelmiyorsun

Gelmezsen eğer yakama yapışmaz mı bu kadar acı keder...



Bu ne güzel bir şarkıdır. eeyore'nin favorileri:

1-telaşlı
2-ay gece yarısını geçerken
3-yeniden
4-telefon
5-haberi olsun
6-rüzgar


4 Eylül 2011 Pazar

RÜZGAR


En sevdiğiniz doğa olayı nedir diye bir soruya eminim : gün batımı, yağmur, yaz güneşi, dalgaların kıyıya vurması gibi pek çok yanıt verilebilir. Benim yanıtım "rüzgar" sanırım. Che'nin "Yağmur komünisttir; herkese eşit yağar, rüzgar ise kapitalisttir zayıf olanı yıkar." sözündeki rüzgar değil tabii ki :) Sıcak günlerde insanı bir nebze de olsa serinleten rüzgardan bahsediyorum.

Ömer Bayramoğlu "esme rüzgar" demiş şarkıda ama sonbahara adım attığımız şu günlerde kuruyan yaprakları havalara uçur be rüzgar!!


Söz-Müzik: Ömer Bayramoğlu yorum:eeyore

DÜN YİNE BİR RÜZGAR ESTİ DELİCE,
YAŞADIM SENİ GİZLİCE
GÖZÜMDE CANLANDI BİR BİR ANILAR,
ÜRPERDİM GEÇMİŞE

NASIL OLUVERMİŞ DE, GEÇMİŞ SENELER
KARIŞMIŞ ESKİYE
BİR ÇİFT KANAT TAKMIŞ YÜREĞİM,
UÇUVERDİM DÜNLERE

ESTİ RÜZGAR, ESTİ BU GECE,
YÜREĞİME, VURDU DELİCE.
BENSE SARHOŞ, HALA BURADA,
ESME RÜZGAR, ESME BU GECE.

BEKLİYORUM DA GELMİYORSUN,
TEK BİR HABER VERMİYORSUN


BENSE SARHOŞ HALA BURADA,
ESME RÜZGAR ESME BU GECE

O YILLAR GEÇTİ SİNSİCE
BENSE VARIM HALA ANILAR,
ANILARLA…

1 Eylül 2011 Perşembe

YAZ BİTTİ


yaz bitti eeyore21

Söz-Müzik: Yaşar Günaçgün Yorum:(affına sığınarak :) eeyore

Kenarda köşede kalmış şarkıları dinlemeyi ve söylemeyi diğerlerine göre daha çok sevdiğimi önceden söyledim mi bilmiyorum ;ama söylediysem de tekrarlamakta sakınca görmüyorum. Yaz mevsiminin bizi terk ettiği şu günlerde, sonbaharın habercisi turuncu gün batımlarında bağıra bağıra bu şarkıyı bestakarına eşlik ederek söylemeyi çok seviyorum. Dinlerken mırıldananlardanım. Ve işte o mırıldanmaları günün birinde kendim söyleyip kayda almışım :)