19 Aralık 2011 Pazartesi

GELEN YOLCU- SITKI SİLAH


Gelen Yolcu, uzun süredir iç hatlar terminalinin çıkış kapısında bizi selamlamasını beklediğimiz bir öykü kitabıydı. Yazar Sıtkı Silah'ın ilk kitabı geçtiğimiz günlerde Önce Kitap Yayınevi tarafından yayımlandı.Ben de ilk fırsatta temin ettiğim çiçeği burnunda bu güzel yapıtı, sizler için değerlendirmek istedim.

Gelen Yolcu, 24 öyküyü içinde barındıran bir kitap. 24 hikayenin 24'ü de apayrı birer yolcu sanki. 24 hikaye deyince oldukça hacimli bir yapıt beklentisine girmemeli okur. Yazar öykülerini kısa tutmuş; ancak bu diyeceklerini diyememiş anlamına gelmiyor. Silah, öykülerini şiirleştiren bir yazar. O, kuru laf kalabalığı ve boş tasvirlerden ziyade kurgu ve söyleyiş yoğunluğuyla okurunu etkilemeyi seçmiş. Bu sözler ışığında kitapta yer alan hemen her hikayenin sizi şaşırtacağını, size "yazar, bunu iyi düşünmüş" dedirteceğini düşünüyorum.

Öykülerinde kurgudan sonra dikkat çeken unsur tabii ki "mizah". Sanatçı şiire daha çok yakışan humoru öykülerine yerleştirmeyi denemiş ve oldukça da başarılı olmuş. Öykünün bir yerinde kahkahalara boğulup okumanızı erteleyebiliyorsunuz. Silah, Aziz Nesin'den sonra pek de başarılı örneklerini göremediğimiz mizahi öykücülüğü bize yeniden hatırlatıyor.

Konuşma diline oldukça yakın bir dil Silah'ınki. Cümlelerin tumturağına, süsüne takılıp akıştan kopmuyorsunuz. Her okur profiline sesleniyor aslında yazdıkları. Fazla edebi, insanı boğan cümlelerden kaçan okura da gülümsüyor, kendisini günlerce düşündürecek sözler arayan filozoflara(!) da . Pek çok cümle "bunu daha önce hiçbir kitapta görmedin, altımızı çizmelisin" der gibi bakıyor okura. Bu durum samimiyeti getiriyor beraberinde. Sıcacık bir anlatım karşılıyor sizi. Kısacası Gelen Yolcu'da yazarının sesini duyuran öykülerle karşılaşıyorsunuz.

"Yazarının sesini duyuran" dedim çünkü öykülerinde zaman zaman akışı keserek okurla konuşmaya başlıyor. Silah. Tanzimat döneminde kusur olarak sayılan bu "yazar tutumu" Sıtkı Silah'ın öykülerine samimiyet ve gizem katmış. Siz akışa kendinizi kaptırmış öyküyü yaşarken bir anda perdenin kenarından görünüveriyor muzip yazarımız. "Bir saniye, bir saniye" diyor. Diyeceklerini uygunca söyledikten sonra sizi güzel bir yolculuğa uğurlayan nazik kabin amiri gibi yol gösterici, ağırlayıcı oluyor.

Sözün özü henüz çiçeği burnunda bu kitabı "daha başka öyküler de olmalı, şimdi bitemez" duygusuyla bitirdiğinizde son sayfada yazan "Sıtkı Silah'ın Bavulunda Daha Çok Öykü Var" ifadesi yüreğinize bir nebze de olsa su serpecek. Gelen Yolcu ile edebiyat dünyamıza ve kitaplığımıza merhaba diyen Sıtkı Silah'a hoş geldin diyor, yeni yolcularını selamlamak üzere aynı yerde bekliyoruz.

12 Aralık 2011 Pazartesi

KANIKSADIM

sivilcelerim

ilk önce sızısı hissedildi
sonra teorisi kavrandı tarafımdan
ve kanıksadım sonunda
sivilcelerle oynanmayacağını

randevu veriyorum ona evet
sonrayı sonraya erteliyorum
yazmam gerekir diyorum
sivilcelerle oynanmayacağını

baskı altına alınmış bir azınlık
bölük pörçük ama gururlu yaşam mücadelesi
dışarıdan bakınca kimlere benziyorlar
egemenliğimin yasadışı mitingçileri

pes ediyor şartlı barış imzalıyorum
her bir çekiliş
yeni bir iz
kabul ettiriyorlar
sivilcelerle oynanmayacağını

yaş 17 :)

17 Kasım 2011 Perşembe

Boşluk

Boşluk
Alışmak zordur ona
Bırakmak ise daha da zor
Bütün hücrelerini kaplayan sessiz sedasız bir bombadır.
Farkına varmadan içinde patlayan
Ve patladığında daha da kendine çeken
İçine çektikçe daha da yalnızlaştığın
Ruhununun çığlık atarak boğulduğu
Boğulurken de sadistçe zevk aldığındır…
*
Öyle durgundur ki,
Durgunluğu cezbeder
Yakalar seni
Sarar
Yaşarken ölümü düşünür gibi
Ölüyken yaşamı ister gibi
Hissedersin…
*
Ve en sonunda artık onunsundur.
Sen ona hükmettiğini
Aslında kurtulacağını
Bunun sadece bir dönem olduğunu
Söyler durursun…
*
Söylediğin yalana kendin inanarak
Gecelerce sayıklarsın

*
Bilemezsin kendi yanlızlığında boğulduğunu
Bütün dinlerden medet umarsın
Hepsine tek tek boyun eğer
Kurtuluşu gökten ulu sevgide,
Sonsuzlukta ararsın…
*
Yapabildiğin sadece
Ölmüş ruhuna dua etmektir…
Kabul olacağına inandığın
İnandıkça da deliliğe yaklaştığın,
Kurtuluşa değil kaybolmuşluğa kavuştuğun
Kör gözünle, sağır kulağınla, konuşamayan dilinle
Hissedemeyen kalbinle kala kaldığın
*
Kabullenmek zordur
Karanlıktır.
Acı verir.
Kanatır düşünceleri,
Izdırap ile yanar için
Tırnaklarının ucundan başlayarak hissedersin nefesinin kesildiğini
*
Bekleyemezsin
Çıldıracak gibi olursun
Kaparsın gözlerini
Kaparsın kalbini
Kaparsın yaşamını
Onu görürsün karşında
Kabul ettin artık
Boşluk sarmış her yerini
*
Artık uyanma vakti gelmektedir.
Zor olan geçti,
Gitti geri de kaldı
Güçlüsün çünkü
Gördün en büyük acı gerçeğini
Kabullendin
Yaşamda ölümde değersiz geldi gözünde
Tıpkı boğulurken
Bir anda kendini sudan dışarı atar gibi attın kendini
Boşluğundan
Kurtulmayı hak ettin
*
Şimdi ne yapacağını bilemeyen
Şımarık bir çoçuk kalbi var içinde
Delicesine atar
Attıkça bütün akan yaralarından
Kirli kanı atar
Temizler her bir hücreni
Ruhunu, gözlerini, dilini,
Artık herşey farklı
Sakın unutma


Mert YÜKSEL
15/11/11


İZMİR

12 Ekim 2011 Çarşamba

TWİTTER TARZI HİKAYE :)

daldaki incire uzanmanın keyfini yaşarken ağzımda gevelediğim sakızı düşürmeme neden olan o sahnenin dehşetiyle irkildim. kanatlarından alevler saçan yolcu uçağı üzerinde durduğum ağaca dumanlar saçarak yaklaşıyordu. evet evet o dev kuşun üstüme geldiği gerçekti

aklımsa kaçsana diyordu ama büyülenmiş gibi olduğum yere mıhlanmıştım. neden sonra kendimi ağacın dalından attım, kocaman ateş topu incir ağacının dalını yalayıp geçerken duyduğum şey acıydı

ağacı görmemi sağlayan pencereyi, olumlu düşünmemi salık veren bir arkadaşımı susturur gibi yavaşça kapadım.vermem gereken bir karar vardı.babamın,bulunduğu fotoğraftaki gülümseyişini, can'ınkine benzettiğim an, tamam dedim, neden olmasın! hızla giyinip,ona koştum,can'a..kaçırmamalıydım.. ağaçlar,dallarını hala sallıyor olmalıydı iyimserlikle, hızla koştuğum caddede,bir arabanın altında kalırken..hem babam,ender gülümserdi...

SITKI SİLAH & MURAT GİL & TUNCA TUTKUN

10 Ekim 2011 Pazartesi

İLLA

İLLA

sen şöyle hakkınca hiç değilse kararınca

nefes almayı vermeyi mi zor sanıyorsun?

beni diyorum, astımlı bir semt mi sandın

istesen kaybolabileceğin

hem seni açarken çiçekler

karakollarda şartlı tahliye

adım aranırken


yeni dizeler diziyorum, dilimde yeni ezgiler

gezseler diyorum içerimi

seni içinde sezseler

bak sesinle neler yapıyorum

onu nedensiz bir duyma bozukluğuna evlat edindirirken

sesini yalınca nefesim diye bilirken

beni diyorum astımlı bir semt sanırken

şüpheli bir tarif gibi duymazlıktan gelip de

bilerek kaybolduğum bir sokak değilse, neydi gözlerin...


gözlerin, gözlerine yalan mı diyeceğim

sözlerin hep sözde soru cümlesi olurken

ve seni hep bir sonraki çıkmaza tamamlarken,

elimden başka türlüsü gelmiyormuş gibi

şimdi bu sersemliğimle dolu kadehte

acımla bulmuşken dibi

ve mezeleri kendimle tokuştururken

yani bir şiir diyorum Canan,illa bitmeli mi...


Murat Gil & Sıtkı Silah

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails