9 Mayıs 2019 Perşembe

CAHİT SITKI VE MELEK TİGREL

Bir sanatçı ya da tarihe mal olmuş bir şahsiyet. Unvanı ne olursa olsun kaleme aldığı anı, günlük, deneme gibi türler çoğu zaman biyografilerin ya da otobiyografilerin ötesindeki sırları aydınlatıyor. Kendi adıma diyebilirim ki bu türlerin bir araya getirildiği eserleri okumak bana büyük bir keyif veriyor. Hele ki mektuplar...

Nahit Hanım'a mektuplarından oluşan "Yalnızca Seni Arıyorum"da Orhan Veli'nin şiirlerinde yakalayamadığım pek çok insanî yönü görmenin keyfini yaşamıştım. Bazı şiirlerin gizlerini ortaya çıkarmak; mektuplarda bahsi geçen sanatçıların farklı özelliklerini görmek adına müthiş bir çalışmaydı.

Cemal Süreya'nın "Günler"i, Mina Urgan'ın "Bir Dinazorun Anıları", Franz Kafka'dan "Milena'ya Mektuplar" ifade ettiğim unsurları barındıran harika yapıtlar. Geç de olsa Cahit Sıtkı Tarancı'nın "Ziya'ya  Mektuplar"ını okuyabildim. 

Cahit Sıtkı'nın her şeyiyle bir şiir işçisi olduğu aşikar. Bunu anlamak için elbette pek hacimli sayılamayacak Otuz Beş Yaş kitabından yola çıkamazsınız. Şiirde tek bir sözcüğün fonetiğini dahi önemseyen bir şairin çok yazmaktan ziyade nitelikli yazmaya verdiği değeri mektuplara bakarak anlayabiliyorsunuz. Açıkçası Cahit Sıtkı'nın devirdaşları hakkında neler düşündüğünü, can dostu Ziya Osman Saba'nın şiirlerindeki kusurları giderebilmek için nasıl samimiyetle uğraştığını, yalnızlığını, dünyaya ve insanlara hatta karşı cinse bakışını, ölüm kavramını bütün hücrelerinde hissedişini imkanı yok yalnızca şiirlerinden çıkaramazdım. Mektuplardaki ifadeleri başka vesikalarla birleştirerek sanatçının psikolojisine dair anksiyete, panik atak gibi teşhisler koymak araştırmacıların görevi olsun.  

Şunu ilave edeyim mektupları okuduktan sonra edebiyat araştırmacılarının şairi konumladığı yer benim için daha açık seçik hale geldi. Ömrü vefa etseymiş tıpkı Oktay Rifat gibi İkinci Yeni'nin lokomotiflerinden olacağını da bu mektuplar sayesinde düşündüm diyebilirim. 

Şiirleri özelinden gidecek olursak: Abbas şiirinin hikayesine vakıftım mesela.  Şiirin Ilıca'da askerken ortaya çıktığını, emir erinin şiirin geneline ve başlığına etkisini bilirdim ancak Abbas karakterinin şair tarafından bir masalın Hızır'ı gibi kahramanın hayallerini yerine getiren bir masal unsuru olarak şiirde yer aldığını mektuplardan öğrenmiş oldum. Tarancı iş olsun diye yazmıyordu yani. Pek tabii insandı. Mesela Akşamcı şiirini gözyaşları ile süsleyerek yazdığını öğrenince mahzun oldum, duygulandım. Haşim gibi kendini çirkin addetmesi malumumdu ancak mektuplar, içinde bulunduğu aczi tüm çıplaklığıyla bana gösterdi. Otuz Beş Yaş şiiri uzun süre (sanıyorum dört yıl) üzerinde çalıştığı bir şiirmiş bilmiyordum. 

 Şairin ağzımı açıkta bırakan rakı tutkusu, Dıranas ile eroine karşı verdikleri mücadele şaşkınlığımı katbekat artırdı. Mektupların birinde Tarancı'nın askerliğinin son dönemlerinde şiire olan ilgisini bildiği ancak tanışma fırsatı bulamadığı kadınla yıllar sonra babasının çöpçatanlığı vasıtasıyla tanıştırılması  keyifliydi.

Tarancı'nın Varlık'ın 1943 Şubat sayısında kendi şiirleriyle sevgilisinin (Melek Tigrel) şiirlerinin de yayımlanmasını arzu edişi beni çok etkiledi. Şubat ayındaki iki sayıda da ne yazık ki Melek Tigrel'e ait şiirler yayımlanmadı. İlişkilerinin bitmesinden sonra Varlık'ın mayıs ve haziran sayılarında Melek Tigrel'in şiirlerini gördüm. Neden bittiğine dair detayları bulamadığım ilişkinin meleğine ait ayrılık şiirini* aşağıda paylaşayım ve her ikisine de yattıkları yerde ferahlık dileyeyim:

* Ayrılıklar, Tigrel Melek, s.411-412 Varlık Dergisi, Mayıs 1943